02 Temmuz 2024 Salı
Ana sayfa » Ela Gözlü Pars Celile
Ela Gözlü Pars Celile

Ela Gözlü Pars Celile

Osman Balcıgil’in yazdığı ve Destek Yayınları tarafından piyasaya çıkartılan “Ela Gözlü Pars Celile”,  Nazım Hikmet’in annesi, Yahya Kemal Beyatlı’nın sevgilisi idealist, gözü pek ve büyüleyici güzel bir kadının nefes kesici yaşam öyküsünü anlatıyor.

thumbnail_celile

‘‘O, Nâzım Hikmet’in annesi, Yahya Kemal’in sevgilisi Osmanlı’nın ilk kadın nü ressamıydı…’’

Sevim Cebeci

“Celile, Nazım Hikmet’in annesi, Yahya Kemal’in sevgilisi, Osmanlı’nın ilk kadın nü ressamıydı.” diye başlıyor Osman Balcıgil’in “Ela Gözlü Pars; Celile” adlı romanı. “Celile” gerçek yaşamdan alınmış kişiler ve olayların kurgulanmış hali. Celile hem güzelliği hem de ressamlığı ile ünlüydü İstanbul’da. Celile aynı zamanda 1827-1929 yılları arasında yaşayan Polonya kökenli ünlü devlet adamı, dil uzmanı ve eğitimci olan Hasan Enver Paşa’nın kızıydı. Kocası Hikmet bey de, Mehmet Nazım Paşa’nın oğluydu. Celile’nin Nazım’a hamileliği ile başlayan romanın arka planında Osmanlı’nın bir imparatorluktan çıkıp Cumhuriyet’e evrilen tarih yer alıyor. Ki bu tarih roman kahramanlarımız çok yakından ilgilendiriyor. Bir zamanlar saraylarda konaklarda yaşamlarını gösterişli bir biçimde yaşayan Paşalar ve aileleri iktidar değiştikçe yaşamaları da değişip apartman dairelerine kadar küçülmüştür.

Balcıgil bu yüzden tarihi arka planı özenli biçimde ele almış ve karakterlerin yaşamlarındaki rolü iyi belirliyor. Celile ile kayınpederi Mehmet Nazım Paşa ile konuşmaları sırasında Mehmet Nazım şöyle diyor; “Maalesef iyi olmayacak Celile. Ama bunun sorumlusu ne İttihat ve Terakki’nin kurmay kadrosu, ne de son yüz, yüz elli yıldır Osmanlı’yı kötü yönetenler. Dert daha derinlerde. İslam’ın çözülememiş, çözülsün diye uğraşılırken daha da çıkmaza sokulmuş düşünsel yapısı var ya Celile, meselelerimizin kaynağı tam da orası.”

thumbnail_NAZIM1 (1)

Asıl sorunun paşanın dilinden getirlişi de günümüze ışık tutuyor. Celile, kocası Hikmet ile hiçbir zaman iyi olmayan araları Celile’nin yaşamına Kemal’in(Yahya Kemal Beyatlı) girmesiyle bir sona gelir ve boşanırlar. Nazım bu bu ilişkiye karşıdır. Nazım’ın aynı zamanda hocası olan Kemal hem Nazım’dan çekinir hem de Celile gibi özgür bir kadınla evlenmeye cesaret edemez ve aşk sonlanır. Celile kendini Paris’in ve resim çalışmalarının kucağına atar. Yazar Celile’nin durumu şöyle dile getirir;

“Celile Paris te Pablo Picasso’ya, Salvador Dali’ye, Claude Monet’ye ve Vin- cent van Gogh’a ilham veren Montmartre, bakalım onu da bağrına basacak, fena halde ihtiyaç duyduğu ilhamı bahşedecek miydi?”

Celile’nin Marcel adındaki Fransız arkadaşı dert ortağıdır. 20 yıl görüşmedikleri sürede bile sürekli mektuplaşmışlardır. Celile için kendine bile itiraf edemediklerini yazdığı can dostu olmuştur Marcel. Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”adlı şiirini neden yazdığını yine Balcıgil’in satırlarından öğreniyoruz. Ölümle ilgili sanılan şiir öyle değildir. Doğrusu “Celile”de. Yıllar geçiyor ve Nazım büyüyor büyüdükçe kendi gibi şiiri de büyüyor. Nazım olma yıllarıdır artık. Bundan sonra Celile’yi oğlu için çırpınan bir anne olarak görürürüz. Nazım Hikmet’in ilişkileri evlilikleri de ön planda olmasa da romanda yerini alıyor. Nüzhet, Piraye, Münevver gibi. Nazım Hikmet’in şiirlerine genişçe yer veriyor yazar. İlk şiiri “Feryad-ı Vatan”ı 3 Temmuz 1913’te, düşman kuvvetlerinin Çatalca’ya kadar ilerlemesi üzerine yazıyor.

“Sisli bir sabahtı henüz

Etrafı bürümüştü bir duman

Uzaktan geldi bir ses ah aman aman!

Sen bu feryad-ı vatanı dinle işit

Dinle de vicdanına öyle hükmet

Vatanın parçalanmış bağrı

Bekliyor senden ümit.”

Nazım’ın komünist olması iktidar tarafından hoş karşılanmaz ve hapse girer. Birkaç kez kısa süreli hapislerden sonra Bursa cezaevi onu 13 yıl ağırlayacaktır. Annesinin oğlunu kurtarmaya çalışması bir anne yüreğinin nasıl çarptığını göstermesi bakımından anlamlıdır. Celile oğlu uğruna Bursa’ya taşınmış ve af için çok uğraşmıştır. Ancak bu durum için 13 yıl sürer. Nazım Hikmet’in açlık grevine başlaması ülkede ve dünyada yankı bulur. Nâzım Hikmet’i Kurtarma ve Eserlerini Yayma Komitesi kuruļur. Örgüt UNESCO’ya Picasso, Aragon, Camus, Sartre, Simone de Beauvoir, Yves Montand da dahil olmak üzere yirmi dokuz ünlü kültür insanının imzasıyla bir mektup gönderir. Umutlarını daima canlı tutmaya çalışan Celile oğluna cesaret verir. Ancak hükümetten bir af çıkmaz. Nazım açlık grevine başlayınca, Celile de oğlu için Galata’da açlık grevine başlamaya karar verir.

Sözü yazar bırakırsak; “Açlık grevindeydi Nâzım. Yüksek perdeden yazdıklarının ceremesini, yirmi sekiz yıl dört ay hapis yatarak ödemek zorundaydı. Son ziyaretinde “Artık takatim kalmadı Celile” demişti anneciğine. Ve bu cümleden sonra da, gelmişti açlık grevi! Açlık grevinde dokuzuncu gün, bu sabahla birlikte başlamıştı. Yanında kardeşi Münevver ve yeğeni Oktay olmak üzere, bastonuna dayanarak ve can havliyle atmıştı kendisini sokağa Celile! Galata Köprüsü’nün üzerinde, elinde pankartla bas bas bağıracak, insanlardan kuracağı masanın üzerindeki defteri imzalamalarını isteyecekti.”

İktidarın değişmesiyle ancak dışarı çıkar Nazım Hikmet. Sevenleri nihayet mutludur. Altı yıl daha yaşayan güzel kadın Celile yetmiş altı yaşında geçirdiği kalp krizi ile son yolculuğuna çıkar. Osman Balcıgil, Ela Gözlü Pars Celile, Destek Yayınları, İstanbul 2016, s.416