19 Ocak 2017 Perşembe
Ana sayfa » “Bu Yetkiye Esad Sahip Değil”
“Bu Yetkiye Esad Sahip Değil”

“Bu Yetkiye Esad Sahip Değil”

TBMM Genel Kurulu‘nda CHP adına Eski Genel Başkan ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal konuştu. Baykal,”Milleti ikiye bölecek bir anayasa zorlamasına davetiye çıkarıyorlar” ifadelerini kullandı.

Baykal’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Şahıs hegomonyasını inşa edecek bu tasarı”

“Bu proje acele, telaşla hazırlanmış hukuki ve siyasi olgunlaşmaktan uzak bir sipariş projedir. Milletin egemenliğini temel alan bir asırlık siyasi geleneğini tahrip edecek, milli siyasi kültürümüzü çökertecek egemenliğin yerine şahıs hegomonyasını inşa edecek bu tasarı önümüzde devam edecek.”

Milleti haberdar etmeden, uyarmadan işi olup bittiye getirme çabası”

” Bundan Türk halkının haberi yok. Devletimizin en temel dayanaklarıyla oynayan böyle bir tasarıdan milletin haberi olmadan komisyonlarda görüşme durumunda kalıyoruz.Değerli arkadaşlarım, 80 milyonun kaderiyle ilgili bu tasarı hakkında araştırmalar gösteriyor ki milletimiz hiç bilgilendirilmemiştir. Konunun hiçbir kesimle müzakere edilmediği ortada. Üniversitelerin, hukuk fakültelerinin, baroların, esnaf kuruluşlarının, milletin haberi yoktur. Milleti haberdar etmeden, uyarmadan işi olup bittiye getirme çabası vardır.”

“Bu işte bir çapanoğlu var”

 

“Milletvekillerini boş kağıda imza attırıp, milletin öğrenmesine izin vermeden anayasayı değiştiremezsiniz. Bu işler böyle olmaz. Olmaması gerektiğini siz de bilirsiniz çünkü. Öyle yapmak zorunda kaldıysanız bu işte bir çapan oğlu var. Gümrükten mal mı kaçıyorsunuz? Birileri size “bitirin bu işi” dediği için yapıyorsanız, “Size saygı duyarız, millete ve Meclis’e daha çok saygı duyarız” demeniz gerekiyordu. Bunu söylemenizi beklerdik. Milletin arkasından talimatla oyun çevirmek kimseye yakışmaz.”

“OHAL ortamında ayıplı mal satmaya çalışan tüccara benziyor.”

“Bu tasarıyı OHAL içinde konuşuyoruz. OHAL’i üçüncü kez yeni uzattık. OHAL anayasaya aykırı bir şekilde sürdürülüyor. KHK’larla yargı yetkileri ne zaman ve nasıl denetim altına alınacağı belirsiz. 163 general tutuklu, 150 yüksek yargıç tutuklu. 2 bin 194 hâkim ve savcı tutuklu 6296 subay tutuklu, 50 bin kamu personeli soruşturuluyor. 230 şirkete kayyum atandı. Her yeni KHK ile yüzlerce kişinin işine son veriliyor. Ekonomi alarm veriyor. Suikast timleri onlara kol kanat geren mülteci hemşehri kolonileri ile birlikte kentlerimizde yuvalanmış. Güvenlik krizi sizi muhalefet liderlerine zırhlı araba teklif etme noktasına getirmiş. Allah aşkına bu ortamda, OHAL rejimi altında anayasa değişikliğini nasıl oluyor da aklınızdan geçiriyorsunuz? Millet can derdinde, birileri et derdinde. Millet ülkenin her yerinde acı ve matem içinde. Yasını tutmaya çalışan insanlara “Hadi koş bana oy ver” diyeceksiniz. OHAL ortamında ayıplı mal satmaya çalışan tüccara benziyor. OHAL altında anayasayı görüşmeye başladık bile. Başbakanın saygınlığına ağır bir darbe vurmuştur bu. Hükümetin de ötesinden kaynaklanan bu acelecilik ve dayatmanın OHAL filan dinlemem diyen o anlayışın altında yatan halkın bilgilenmesinden duyulan telaş ve korkudur. Basın baskı altında. 147 gazeteci tutuklu. Televizyonlar sindirilmiş, dışarıda OHAL Meclis’te sıkıyönetim.”

“Milletin temsil edildiği organı Yüzde 51 ile Cumhurbaşkanı elinden alacak”

“Bu anayasanın temellerini egemenlik anlayışını ana kurumların konumunu ve ilişkilerini olmadığı kadar allak bullak edecek bir proje. Türkiye’de anayasanın temelinde milli egemenlik anlayışı ve Meclis’in üstünlüğü var. Bu tasarı milli egemenliği tahrip edecek. Meclis’in üstünlüğü ortadan kaldıracak. Eşit bile olmayacak. Milli egemenlik ortadan kaldırılacak. Meclis olarak çalışıyoruz burada, buranın arkasında millet var. Milli irade var. Her siyasi görüşten parti varız, her kimlikten her inançtan, her mezhepten insanlarız. Türkiye’de böyle. Onun için bütün organların üzerinde olmak durumunda. İlk kez bir seçim yapacağız, yüzde 51 ile bir cumhurbaşkanı seçeceğiz, seçeceğimiz cumhurbaşkanı bu milleti temsil eden organı elinden alacak. Bunun bir benzeri var mı?”

“Yasama ile yürütmeyi iç içe geçirmek demektir”

“Ne bu telaş? Bir acele var. Bir işi bağlama gayreti var, bir fırsat çıktı, derhal bitirelim var. Getirilen cumhurbaşkanı sadece bildiğimiz cumhurbaşkanı olmayacak. Hiçbir demokratik ülkede olmayan iktidar partisinin genel başkanı olacak. Herkesin pek üzerinde durmadığı en temel yanlış, cumhurbaşkanının Meclis’teki iktidar partisinin aynı zamanda genel başkanı olması. Bundan daha büyük bir hata olamaz. Yasama ile yürütmeyi iç içe geçirmek demektir. Cumhurbaşkanı, tüm Türkiye’nin temsilcisi olması gereken kişi grup toplantısına katılacak, MYK toplantısına katılacak. O partinin çıkarlarını savunacak, takip edecek. Cumhurbaşkanı AKP genel başkanı olacak, AKP genel başkanı da yargıyı belirleyecek. AYM’yi belirleyecek, HSYK’yı belirleyecek. Sağduyumuzu mu kaybettik? Bir siyasi parti genel başkanına AYM üyelerini belirleme hakkı verilebilir mi?”

“Cumhurbaşkanı köşkünde tarafsız , parti genel merkezinde AKP’li olacak”

“Bu hiçbir şekilde kabul edilebilir değil. Kimi aldatıyoruz? Parti genel başkanı tarafsız olarak yemin edecek. Aynı kişi Cumhurbaşkanı köşkünde tarafsız olacak, parti genel merkezinde AKP’li olacak, başbakanlıkta başbakanlık yapacak. Bu parti devletini oluşturmak demek. Siyaseti devletin temeline sokmak demek. Türkiye ilk başkanlarının, valililerin ilk başkanı olduğu 1930’larda bugün geldiğimiz noktaya geldik.Bu sürecin en kritik aşamasında 1947 12 Temmuz bildirisi vardır. İsmet İnönü Cumhurbaşkanı konumundayken partiler üstü bir Cumhurbaşkanı olmaya gayret göstermiştir. Adil davranmaya çalışmıştır, bu hukuki durum değişmiştir. İnönü’nün çabasıyla. Şimdi biz tarafsız diye tarif edilen Cumhurbaşkanını parti genel başkanı yapmaya çalışıyoruz. Nereye gidiyorsunuz arkadaşlar?”

“Bu yetkiye Esad sahip değildir”

“Cumhurbaşkanı tek başına Meclis’i feshetme yetkisine sahiptir. Bu yetkiye Esad sahip değildir. Yüzde 50 yüzde yüzü feshedemez. Biz, hiç gerekçe bile göstermeden feshedeceğiz. Kim kimi feshediyor? Yüzde 51, yüzde 100’ü feshediyor. TBMM, kendini normal bir siyasi irade sergileyerek pes etmek durumunda değil. İlla 360’ı alacak. Cumhurbaşkanı AYM’nin 15 üyesini cumhurbaşkanı şapkasıyla atayacak, 3 tanesi de iktidarın genel başkanı sıfatıyla buradaki oylamalarla belirleyecek.AYM’yi ne hale getiriyoruz? HSYK’yı aynı şekilde Adalet Bakanı doğrudan atıyor, beş üyeyi yine kendisi atıyor. Geriye kalan azınlığı da Meclis seçiyor. Nasıl seçiyor? İktidar partisinin başkanlığı konumuna gelmiş Cumhurbaşkanın talimatlarıyla seçiyor. Yardımcıların milletvekili olması zorunlu değil.”

“Bu kadar büyük yetkiler kullanan birisi denetlenebilir mi?”

“Güven oyu yok. Cumhurbaşkanı kimseden güven oyu almadan kabine kuracak. Kabine yüzde 50 ile başkanın iradesiyle oluşacak. Yüzde 50 ile oluşan irade, yüzde 100 ile oluşan Meclis’i feshedebilecek. OHAL KHK’sı çıkarma yetkisine sahip. OHAL ilan etme hakkına sahip.

Anayasayı değiştirme yetkisini veriyoruz. Farkında mısınız Allah aşkına? En küçük bir tereddütünüz olmasın. AYM’nin kararı var. OHAL KHK’sıyla ilgili anayasaya aykırılık iddialarını ben dinlemem diyor. OHAL’i kimseye bilgi vermeden, yetki almadan, tek başına ilan eden kişi o KHK’yı da yürülüğe koyar.

Peki bu kadar büyük yetkiler kullanan birisi denetlenebilir mi? Gensoru yok, güven oyu yok, Meclis soruşturması yok. Denetleme mantığı Cumhurbaşkanı dahil, bakanlar dahil, cumhurbaşkanı yardımcıları dahil ortada bir suç varsa verirsiniz mahkemeye anlayışıdır. O var sadece, onu söylüyorum. Denetleme daha geniş bir olay. İlla bir cezai suç ihlali olması değil. Suç varsa ver mahkemeye diyor. Nasıl vereceğiz? Suçun olduğunu iddia edenlerin yapması gereken şey önce 300 üyeyi bulup teklif etmek. Daha sonra komisyona sevk kararı çıkarmak, 400 oyu bulup sevk etmek.

Bir denetleme imkanı getirmenin ülke için bir yararı yok mu? Bir suç varsa, bulursun 400’ü mahkemeye verirsiniz mantığı. Peki mahkemeye veririz bizi kim yargılar? Benim tayin ettiğim AYM üyeleri. 3’ünü de dolaylı oraya getireceğim.”

“Türkiye’de kan gövdeyi götürmesinin arkasında anayasal kriz yok,AKP’nin uanlış politikaları var”

“Bütün bunlar, bu düzenlemenin hangi anlayışla yapıldığını gösteriyor. Biz bunu, istikrarı sağlamak için yapıyoruz diyor. Allah aşkına istikrar sağlamaya gerek mi var. Tek başına hükümetsiniz, istediğinizi yapıyorsunuz. Efendim, bugün değil, gelecekte istikrarsızlık ihtimali var. Bugünden telaşla milleti bilgilendirmeden OHAL altında Meclis’in etrafını polislerle kuşatarak bir anca bunu geçirmeye çalışıyoruz diyorlar.

İstikrar diye bir problem var da, istikrar nereden kaynaklanıyor? Türkiye kan gövdeyi götürüyor. Bunun altında bir anayasal kriz yok.İstikrar, genel olarak söyleniyor, hiçbir inandırıcı tarafı yok. İktidar, geride bıraktığımız 15 yıl içinde ülkeyi daha da karmaşık ortama sürekledi. Bunun altında hiçbir anayasal gerekçe yoktur, bu sadece iktidarın yanlış politikaları yüzündedir. Yanlış bir Suriye, terör politikalar izledeniz, Türkiye ödüyor. FETÖ konusunda ülke allak bullak. Türkiye’nin sorunu anayasa sorunu değil, ülkeyi yönetenlerin hata yapmasına imkan vermeyecek bir düzenleme yetkisi hiçbir anayasada bulunamamıştır. Hiçbir anayasada siyasetçi hatasını bertaraf edecek bir taraf yoktur.”

“Bu proje AKP iktidarına da karşıdır”

“Bu tasarı önümüzde. Ben, inanıyorum ki bu tasarı geçerse Türkiye çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacak. Milletin haklarını maalesef bir tek kişiye emanet etme konumundayız. Böyle bir tablo içinde dikkat etmemiz gereken konu, sorumluluğumuzun ne kadar yüksek olduğudur. Bu büyük yanlışı önleyebilecek TBMM’dir. Hepimiz bu sorumlulukla karşı karşıyayız.

TBMM sorumluluk duygusuna yakışır şekilde “Bu yanlıştır” diyebilmek. Bunun söylenmesi Türkiye için de yararlıdır. Bu proje muhalefete karşı değil, AKP iktidarına karşıdır. Bu Başbakanlığı ortadan kaldırıyor. E iktidar çatışması var. Dünyanın hiçbir yerinde yok, burada mı var? “Aklımdan geçen projeyi hemen yapmalıyım.” E başbakanlığı verdik, AKP genel başkanlığını niye alıyorsunuz? Milletvekillerini sen yazacaksın, senin imzanla milletvekili listesi YSK’ya teslim edilecek. Olacak şey değil. Yüzde 100’ün elindeki iktidarın bir kısmını Meclis’in içinden ve bir kısmı da doğrudan düzenlemelerle götürmektir. Buna izin vermeyelim, Türkiye büyük sıkıntılar içine girer.

TBMM’de reddedilirse, Türkiye’nin ufku açılır. Türkiye çok rahatlayacaktır. Siz rahatlayacaksınız.”