24 Haziran 2018 Pazar
Dehaların tuhaf alışkanlıkları

Dehaların tuhaf alışkanlıkları

İcatlarıyla buluşlarıyla hayatımızı kolaylaştıran, tarihe geçen besteler yapan, romanlar yazan, siyasete, sanata, bilime, edebiyata yön veren dehaların yaşamlarının bilinmeyen, şaşırtıcı yönleri açığa çıktı.Ünlü dehaların, günlük yaşamlarında bir o kadar da duyanları şaşırtan tuhaf alışkanlıklara sahip oldukları çıktı. İşte Albert Einstein'dan Charles Dickens'a, Karl Marx'dan Agatha Christie'ye kadar dehalarının hayatlarının bilinmeyen sırları:

 
ALBERT EINSTEIN (1879,1955): Tüm zamanların en büyük bilim adamı sayılan Albert Einstein, farklı bir hayata sahipti. Bilime vakit kalsın diye saçlarını kestirmek için berbere bile gitmeyen Einstein, çoraplarının birbirine uyup uymadığına da dikkat etmiyordu.
 
GEORGE GERSHWIN (1898-1937): Rhapsody in Blue'nun ünlü bestecisi, tam bir işkolikti. Beste yapmak için piyanosunun başından ayrılmayan Gershwin, sabah kalktığı pijamalarıyla piyano karşısına oturur, gün boyu bu şekilde çalışırdı. Kız kardeşi Ira'nın ''yaşamı boyunca hiç dinlenmedi'' dediği Gershwin, 39 yaşında en verimli çağında dünyaya veda etti.
 
EDITH SITWELL (1887-1964): Ünlü ingiliz kadın şairin ilginç bir sırrı vardı. Sitwell, ''Her kadın haftada bir gün herşeyi bir kenara bırakıp gün boyu yataktan çıkmayıp keyif yapmalı'' diyordu. Sitwell, bunu yaşamı boyunca uyguladı.
 
AGATHA CHRISTIE (1890-1976): Cinayet romanlarının ünlü yazarı, mesleği sorulduğunda ''evkadını'' diyordu. Kendisine ait bir yazı masası bile bulunmayan Christie, ''iki yemek arasında yemek masası yazmak için idealdir'' diyordu.
 
TRUMAN CAPOTE (1924-1984): Tiffany'de Kahvaltı'nın tanınmış yazarı, eserlerini yatağında sigara ve kahve içerek yazıyordu. Küllükte en fazla üç izmarit bulunduran Capote, bu sayının üzerinde sigara içerse kalan izmaritleri cebine atıyordu. Capote, ayrıca uğursuzluğuna inandığı rakamları telefonda çevirmiyor, o numaranın bulunduğu otel odasında kalmıyordu.
 
JANE AUSTEN (1775-1817): Gurur ve Önyargı romanının ünlü kadın yazarı, çalışmalarını ailesinden kimsenin görmesini istemiyordu. Austen, çalışırken aile fertlerinden birinin yaklaştığını duyarsa hemen yazılarını saklıyordu.
 
ALEXANDER GRAHAM BELL (1847-1922): Telefonu icat eden adam, günde sadece 2-3 saat uyuyordu. Bell, bu durumu, ''Beynim çok kalabalık. Aklıma bir düşünce gelirse kafamdan kaybolur diye korkuyorum'' diye açıklıyordu.
 
MARK TWAIN (1835-1910): ''Amerikan edebiyatının babası'', insomnia-uykusuzluk hastasıydı. Geceleri bir türlü uyuyamayan Twain, bazen yorgun düşüp bir köşede uyuyakalıyordu. Tom Sawyer'ın ünlü yazarı, birkaç kez yakınları tarafından banyo zemini veya Missisippi'de çamurlu bir bankın üzerinde uyuyakalmış olarak bulundu
 
F.SCOTT FITZGERALD (1896-1940): Muhteşem Gatsby romanının yazarı, tıpkı kendi kahramanları gibi yaşıyordu. Caz dinleyip partilerde sabaha kadar içen Fitzgerald, ''Ben alkol olmadan yazamam'' diyordu. Ne yazık ki çok sevdiği alkol onun sonu oldu ve 44 yaşında öldü.
 
VICTOR HUGO (1802-1885): Sefiller ve Notre Dame'ın Kamburu başyapıtlarının efsane yazarının tuhaf bir yaşam rutini vardı. Her sabah iki çiğ yumurta içen Hugo, buzlu suyla yıkanırdı. Her gün mutlaka berbere gidip saçını düzelttiren Hugo, bu rutin faydalı olacak ki 83 yaşına kadar yaşadı.
 
LOUIS ARMSTRONG (1901-1971): Caz müziğin babası, adeta yollarda yaşıyordu. Tüm hayatı turnelerde geçen Armstrong, bazen konsere 2 saat kala orada oluyor ve prova yapmadan sahneye çıkıyordu.

KARL MARX (1818-1883): Hayatının 34 yılını Londra'da geçiren Karl Marx, British Museum'un okuma odasına kapanır ve sabah 09,00'da geldiği salon kapanana kadar orada kalırdı. O salon şimdi sergi salonu olarak kullanılıyor.
 
CHARLES DICKENS (1812-1870): Oliver Twist, Antikacı Dükkanı, İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar gibi dev yapıtlara imza atan Dickens'ın uğurlu objeleri vardı. Onlar olmadan masasında çalışamayan Dickens, taze çiçeklerin olduğu bir vazo, uğurlu kağıt açacağı, üzerinde bronz bir tavşanın bulunduğu temiz kağıtlar ile düello eden iki kurbağa biblosu masasında yoksa çalışamıyordu.
 
LUDWİG VAN BEETHOVEN (1770-1827): Dünya’nın en önemli bestecilerinden biri. Newyork Times Gazetesi tarafından da klasik müzik tarihinin en önemli 10 bestecisinden biri seçilen Beethoven’ın da çok garip huyları bulunuyordu. Beethoven etrafındaki insanlara çok kaba davranıyor ve herkesle kavga ediyordu. Daha sonradan sağır olması da tabiki onun ve etrafındakilerin hayatını daha da zorlaştırdı. Evinde çalışanları hırsızlıkla suçluyor ve kızdığı zaman karşısındakilere birşeyler fırlatarak kendini rahatlatıyordu. Sürekli pis kıyafetler giyen ve çok aksi olan Beethoven hiç evlenmemiş.
 
GEORGE SAND (1804-1876): Fransız yazar ve romancı olan George Sand , dünyaca ünlenen ilk Fransız yazar olmasına rağmen , dahi sınıfında hiçbirzaman yer almadı. Ama onun IQ’su 143 tü . O büyük bir feminist ve sürekli olarak toplumun kurallarına aykırı hareketler yapmasıyla da tanınıyor. O sokaklarda erkek kıyafetleriyle dolaşıp, gayrimeşru ilişkiler de yaşıyormuş. O toplumdaki her kadının kabul ettiği davranış biçimini kabul etmeyi reddetmiş. Ayrıca asi tavırları ve sansasyonel hayatı ile de kimseyi şaşırtmamış.
 
THOMAS EDISON (1856-1943): Edison herkesin tanıdığı bir dahi . Peki dahi olmakla , az uyumak arasında bir bağlantı var mı acaba ? Edison hayatı boyunca kısa uykularla hayatını devam ettirmeyi başardı ve hiçbir insanın bütün bir geceyi uyuyarak geçirmemesi gerektiğini söyledi. Edison uykudan , sevdiklerinden , yemekten , yani hayatın bütün nimetlerinden kendini uzak tutarak bütün konsatrasyonunu sadece işine verdi.
 
LEONARDO DAVINCI (1452-1519): Rönesans döneminin İtalyan mimarı, mucidi, matematikçisi, müzisyeni Leonardo Davinci de tıpkı diğer dahiler gibi kolay bir hayat geçirmemiş. Onun da diğer dahiler gibi garip özellikleri varmış. Mükemmele ulaşma arzusu onu sürekli olarak yaptığı işleri yarım bırakmasına sebep oluyormuş. Buna rağmen onun en ünlü eserlerinden olan Mona Lisa ve Son Akşam Yemeği yapıtlarını tamamlamayı başarmış. Davinci de 8 saatlik deliksiz bir uyku uyumaktansa 15 er dakikalık molalar vererek uyumayı tercih ediyormuş. İşlerine tam olarak konsantre olamayışının sebebi de az uyku uyuması olarak gösteriliyor. Davinci, yaşadığı sapkın ilişkiler sonrasında Freud tarafından firijit olarak analiz edilmiştir.