07 Ocak 2023 Cumartesi
Ana sayfa » “Muhbir Alev Coşkun”
“Muhbir Alev Coşkun”

“Muhbir Alev Coşkun”

Cumhuriyet Vakfı Başkanı Orhan Erinç, Cumhuriyet Vakfı’nın eski Başkan vekili Alev Coşkun’un çağrısına çok sert yanıt verdi. Alev Coşkun, Orhan Erinç’e yaptığı çağrıda, “Seçimlerin yenilenmesini sağlamalıdır. Siyasal iktidarın bu gazeteye kayyum atamasına karşı elimizde hukuksal bir yol vardır. Bu seçeneği kullanmak Vakıf Başkanı Orhan Erinç’in elindedir.” demişti.

Alev Coşkun’un bu çağrısına karşı Orhan Erinç’in yanıtı çok sert oldu; Cumhuriyet’te yayınlanan açıklmadan satır başları şöyle;

-Alev Coşkun, 7 Kasım’da benim adıma ama aslında gazetemize, Odatv kanalıyla açık bir davette bulundu. Vakıf yönetim kurulu seçimini 2014’teki 9 üyeyle tekrarlayalım, o zaman iktidar kayyım atayamaz, diyor. Peşinen cevap verelim, çekin o zaman davanızı iktidar kayyım atamasın!. Ama çekmezler biliyoruz; çünkü Alev Coşkun ve dava arkadaşlarının niyetinin tam da bu olduğu aylar öncesinde, İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtıkları davanın tarihi olan Şubat 2016’da belli olmuştu. Hz. Süleyman’ın “bebek kıssası”ndan esinlenip, bir plan yapmışlar. Gazeteyi AKP’nin ele geçirmesine asla izin vermeyeceğimizi bildiklerinden, akıllarınca gazeteyi kayyıma götürmekle korkutup kendilerine teslim etmemizi bekliyorlar. Bizi kayyımla korkutmaya çalışıyorlar. Türkiye hukuk tarihinin en kirli soruşturmalarından birinden medet uman Alev Coşkun’un ve ortaklarının bize dayattıkları budur.

-Yalan söylüyor Alev Coşkun. Bu konuda 5 rapor varmış, 4’ü seçim mutlak butlanla batıl diyormuş. Yalan. Kendilerinin aldığı özel mütalaayı rapor diye yutturmaya çalışıyor, bizim Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Kürsüsü’nden aldığımız mütalaayı saklıyor.

-“Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin 1.4.2016 tarihli yazısı ve eklerinde yer alan isimsiz bir dilekçe” ile dosya bir daha açılmış ve eski rapor yok sayılıp yeni bir rapor daha düzenlenmiş. Cumhuriyet Vakfı, Vakıflar Genel Müdürlüğü adına gönderilen yazıda, bu isimsiz dilekçede “Alev Coşkun’a ait dilekçede belirtilen benzer iddiların” yer aldığı da kayıt altına alınmış durumda. Kimdir Saray’ı, isimsiz dilekçelerle Cumhuriyet Vakfı’nın içişlerine dahil eden? Sağa sola isimli dilekçeler yağdıran, konuyu medyada tartışmaya açanlar olmasın?

-Üstelik bugün isimsiz mektuplarla 2. kez inceleme yapan, o esnada bizim görüşümüze dahi başvurmayıp savunma hakkını yok sayan Vakıflar Genel Müdürlüğü, dün 1. Hukuk Mahkemesi’nde açılan davada “Haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini” istemiştir. Alev Coşkun, aklama kararından 2 yıl 4 ay sonra, bu kez Saray’ın yazısıyla yeniden açılan ve Cumhuriyet Vakfı’na kapalı yapılan soruşturmada verilen rapordan medet ummaktadır. Ama bununla da yetinmediler, bizim asla affetmeyeceğimiz bir şey yaparak, 9 arkadaşımızın tutuklandığı bir soruşturmaya omuz verdiler. Bugüne dek görülmedik biçimde bir hukuk davasını bir ceza soruşturmasının içine soktular. Bir hukuk davası, ceza soruşturmasının konusu olamaz. Bu kadar.

-Alev Coşkun’un ve arkadaşlarının bir yanını takdir etmek lazım belki, pes etmiyor. Cem Küçük gibi AKP’li kalemşorlara, yeminli Cumhuriyet düşmanı Aydınlık gazetesine, Saray’a, savcılara yaslanarak da olsa pes etmiyor. Bu çabaları da yalnız kalmıyor, bu gazetenin yıllarca sahip çıktığı Mustafa Balbay, kendisine dava arkadaşı olmaya karar veriyor. Siyaset ve gazetecilik arasında, siyaseti seçtiği halde vakıf yöneticiliğini ve gazetedeki köşesini geri istiyor.

-Hz. Süleyman’ın kıssası dedim, kısaca anlatayım. Aynı çocuk üzerinde hak iddia eden iki kadın, adaletiyle ün salmış Hz. Süleyman’ın karşısına çıkarlar. Hz. Süleyman ikisini de dinler, ikna olmaz. O zaman kılıcıyla bebeği ortadan ikiye böleceğini, bebeği böylece iki kadına eşit dağıtacağını söyler. Sahte anne hemen kabul eder. Gerçek anne ise bebeğinin başına geleceği görür görmez, tamam diye bağırır, annesi ben değilim, odur. Hz. Süleyman bebeği elbette hayatını kurtarmak için ondan feragat eden gerçek anneye verir. Ama biz Cumhuriyet’ten feragat etmeyeceğiz. Çünkü ha kılıçla kesmişsin, ha Alev Coşkun’a vermişsin. İkisi de Cumhuriyet’i yok etmek demek. Hukuk tarihimizin en kirli soruşturmalarından birinde, 9 arkadaşımızı tutsak edenlere muhbirlik yapan Alev Coşkun’a bu gazeteyi vermeyiz. Ne 93 yıllık geçmişimiz izin verir buna, ne de vicdanımız. Okurumuz ise hiç vermez.

-Israrla söyleyelim, 9 arkadaşımızı tutsak eden, Türkiye hukuk tarihinin en kirli operasyonlarından birinden medet umup Cumhuriyet gazetesine “çökmeye” çalışanlar, bu operasyon kadar kirlidir.