Gazeteport

“İddianame Hazırlanması Bile Umut Kırıntısı Oldu Bu Ülkede”

CHP Cezaevleri İzleme ve İnceleme Komisyonu Silivri Cezaevi’nde gazeteci Oğuz Güven, Deniz Yücel, Gökmen Ulu, Mahir Kanaat ve Habip Güler’le görüştü. Ziyaretin sonunda hazırlanan raporda tespitler ve gazetecilerin kamuoyuna ilettiği notları paylaşıldı.

İşte o raporda yer alan tutuklu gazetecilerin ilettikleri mesajlar;

Cumhuriyet gazetesi İnternet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven:

“Zar zor, yalvar yakar revire gönderdiler”

“8 Haziran günü yaş günüm. 59 yaşına bastığım gün aldığım en güzel hediye iddianamenin hazırlanması… Cezaevleri çok ama çok kalabalık. Yemeklerden pek sorunumuz yok. Kitap, banyo pek sorun değil. Ancak sağlık hizmetleri berbat. Allah göstermesin doktora çıkmak, sevk almak, tedavi olmak buralarda şans mı desem ne desem. Anlatmakta zorlanıyorum. Doktor için dilekçe veriyorsun bir haftada cevap veriliyor. Bir haftaya dek hastalığını kıvranarak geçiriyorsun. Ya iyileşiyorsun ya da daha kötüye gidiyorsun. Bugün cuma, dün akşamdan beri yan koğuşta karın ağrısından inleyen var. Zar zor, yalvar yakar revire gönderdiler. Doktor yokmuş. Hemşire bakmış. Hemşire ne anlar? ‘Sevk edin’ demişler. ‘Benim yetkim yok. Pazartesi gelince doktor sevk eder’ demiş. Ya adamcağızın acil bir durumu varsa, mesela apandisit ise ne olacak?”

 

“İddianame hazırlanması bile umut kırıntısı oldu bu ülkede”

“Bizim tek suçumuz haber yapmak. İşimiz bu. Haber devşirmek, haber yapmak. Ben doktor değilim ki? Hastalıkla uğraşayım. Hasta bakayım. Bu ülkeye, bu mesleğe gençliğimizi verdik. 59 yaşındayım, bu güne dek bir telefon görüşmem olmamış, üyesi olmadığım bir örgüte dolaylı olarak destek vermekmiş suçumuz. Ya böyle birşey böyle trajikomik bir durum var mı kardeşim. Bir iddianame hazırlanması bile umut kırıntısı oldu bu ülkede. Hapishane köşelerinde unutulan nice insanlar var. Biz dimdik ayaktayız. Kızımla onur duyuyorum. Onun babası olmaktan büyük haz alıyorum. Ona selamlarımı iletin. Yaş günüm için yazdıklarından çok mutlu oldum. Geleceğimiz gençlerimiz.”

 

Sözcü gazetesi muhabiri Gökmen Ulu:

“FETÖ’cülükle suçlamaları bizi kahrediyor”

“Marmaris Postası internet Gazetesi bir haber geçti. Turban Otele geleceği dedikoduları dolaşmaya başladı. Saat gece yarısı 00.30 dolaylarında, otelin önündeyiz. Biz haber peşinde koşarken Erdoğan’ın ilk açıklamaları. Halkı sokaklara davet edişini ilk duyuran benim. Bizleri ödüllendirecekleri yerde FETÖ’cülükle suçlamaları bizi kahrediyor. Ama biz bunun altında yatan gerçeği biliyoruz. Türkiye de özgür basını, Sözcü ve Cumhuriyet başta olmak üzere, susturmak istiyorlar. Susmayacağız. 1-2 gün içinde Sözcü ve bizimle ilgili iddianame hazırlanacakmış. 10 ay önce iftiralar atıldı. Delil yok. Yeni yeni sanal suç yaratıyorlar. FETÖ’cüler kumpas davalarında ne yaptılarsa şimdi kötü kopyasını bizlere uygulamaya çalışıyorlar.

 

BirGün çalışanı Mahir Kanat:

“Burada damatlar yüzünden tutuluyorum”

“Ben burada damatlar yüzünden tutuluyorum. Damatların durumu ortada. Ne kadar kıymetlendiler birden. Rüşvet ve damat iddiası bizi buralara getirdi. Damat hediyesi. Onların suyu hürmetine içerdeyiz. Bazılarının başına gemicikler bizim başımıza da hapishane düşüyor.”

Kapatılan Zaman gazetesi muhabiri Habip Güler:

“Spor, sohbet hakkı yok”

“OHAL nedeniyle tecrit söz konusu. Spor, sohbet hakkı yok. Mektup engellemesi devam ediyor. Yemek ve kitap konusunda sıkıntı yok. Sağlık ile ilgili sıkıntılar devam ediyor. Dilekçe veriyorsun. Bir hafta sonra ancak hastaneye sevk ediliyorsun.”

Die Welt’ten Deniz Yücel:

“Ben hep tek ve tecritteyim”

“Kapalı cezaevinde benim sırada, polisler, hakimler örgüt ileri gelenleri var. Haftada da olsa 2-3 kişi bir arada olabiliyorlar. Ben hep tek ve tecritteyim. Hep yalnızım. Sanırım benim örgütten Türkiye’de tek olduğum için böyle oluyor. Ajan terörist. Bu gruba giren bir başkası olmadığım için tek başınayım.”

“Benim üzerimden tüccar kafasıyla pazarlık yapmak istiyorlar”

“Referandum öncesi Almanya ile kriz çıkarmak için beni tutukladılar. Şimdilerde ise benim üzerimden, benim hakkımda, Kayseri Halı Tüccarları gibi, yani tüccar kafasıyla bir pazarlık yapmak istiyorlar. Ama benim iade ile ilgili talebim yoktur. Yeter ki, bir an önce iddianamem hazırlansın. Eğer savcı Almanca yazılarımı çevirmekte zorlanıyorsa ben seve seve yardım etmeye hazırım. Almancada şef sözcüğü sıradan, natürel bir günlük konuşmasıdır. Garsona da seslenmek için “şef” dersin. Ey kudretli Türk Savcısı şef kelimesini “Başkomutan” olarak çevirmiş. Güler misin ağlar mısın?”

“Asla iade istemiyorum”

“Bu arada size bir müjdem var. Cuma günleri, Kayınvalidemin mektuplarını vermeye başladılar. Neden Cuma onu pek anlayamadım. Hala iddianameden haber yok. Almanya beni istedikçe, büyüklerimiz de yeni talepler ileri sürüyorlar. Asla iade istemiyorum. Yemek, banyo, kitapları soruyorum? Pazılları ve fotoğrafları nihayet verdiler. 2 ayda bir avukat görüşmesi. Bir de sizler gelince mutlu oluyorum. Sizler bizim oksijenimizsiniz.”

 

 

Exit mobile version