26 Mayıs 2018 Cumartesi
Ana sayfa » Hülya Koçyiğit, Biat ve Siyaset
Hülya Koçyiğit, Biat ve Siyaset

Hülya Koçyiğit, Biat ve Siyaset

Yeşilçam’ın ünlü sinema oyuncusu Hülya Koçyiğit, akciğer kanseri tehşisi konulmasının ardından Amerika’da ameliyat olmuştu…Türkiye’ye dönen Koçyiğit Hürriyet gazetesinden İpek Özbey’e röportaj verdi. Gündeme dair de açıklamalar yapan Koçyiğit çok tartışılacak ifadeler kullandı.”Tutuklananlar gazeteci değil” diyen Koçyiğit, CHP’nin adalet Yürüyüşü için ise ;”Enis Berberoğlu için yürüyüp adalet istiyoruz demek eksik geliyor bana” ifadelerini kullandı.

Hülya Koçyiğit, Biat ve Siyaset

İşte Hülya Koçyiğit’in o röportajından ilgili bölümler;

“Barışa hâlâ inanıyorum. Ama bugün ‘acaba’larım var”

“Ben toplumsal barışa inanan bir insanım. Aynı kökenden gelmiyor olabiliriz, aynı kültürü, aynı havayı paylaşıyoruz. Müşterek bir vatanımız var. Beraber yaşayacağız. Oradan da buradan da hep ölüm haberleri geliyordu. Barış olabilir mi fikri çıktı. İnsanlar birbirlerini affedebilir mi, barışabilir mi, dünyada örnekleri var. Ben bir anneyim, her defasında evlat acısı çekiyorum. Böyle bir görevi tabii yaparım. Ben buna hâlâ inanıyorum. Ama bugün ‘acaba’larım var. Bu terörün sadece içeriden kaynaklanmadığını biliyorum artık. Sadece benim ülkemde yaşayan Kürt vatandaşlarımın taleplerinden olmuyor bu terör. Bu, yurtdışından ülkeme saldırı.Bugün yutkunuyorum. Daha dün gece şehit haberleri geldi. Silahlar sussun, barış konuşmaları başlasın. İnsanlar tekrar barışa yaklaşsınlar çok isterim. Ama şu an çok acı bir an.”

“Başımızda bir diktatör var’ söylemine katılmıyorum.”

“Ben dışarıdaki insanlar gibi bakamıyorum. Dışarıda Türkiye’nin algısı çok kötü. Kendimizi iyi ifade edemediğimizi sanıyorum. Son senelerde akıl almaz, hiç hak etmediğimiz saldırılara uğruyoruz. Böyle olduğu halde yurtdışından çok olumsuz, çok kötü görünüyoruz. Özellikle “Başımızda bir diktatör var” söylemine katılmıyorum. İnsan hakları noktasında yıllarca eksikliklerimiz vardı ve ne mutlu ki AKP hükümeti bu konuda önemli adımlar attı. İfade özgürlüğü diye bir şeyle tanıştık. İnsanlar fikirlerini söylemekten daha çok korkardı.

“Her eline kalemi alan, her gazeteye yazı yazan gazeteci değildir”

“Hayır, ben kabul etmiyorum. Siz gazetecisiniz, bu soruyu bana haklı olarak sorabilirsiniz. Ama gazetecilik yaptıkları için bu insanların suçlu olduklarına inanmıyorum ben. Teröre hizmet eden insanlar var. Her eline kalemi alan, her gazeteye yazı yazan gazeteci değildir. Bugün de her telefonu olan insan kendi filmini çekiyor, bu onun yönetmen olduğunu mu gösteriyor?”

“Ben de Cumhurbaşkanım gibi dik durmak istiyorum”

“Sanat, kurulu düzene muhalefet eder. Yaşamı daha güzelleştirmek için yapar bunu. Sanatın görevi bu. İnsanlığın mükemmele ulaşmasını istiyor. Yaptığı işi buna yoruyor. Onun için düzenin yanında değil, düzenin karşısında. Bu değişmez bir kural. Burada benim vatanseverlik noktam öne çıkıyor. Son günlerde bir laf var ya, “Vatan söz konusuysa gerisi teferruattır.” Önce vatanım, önce milletim. Haysiyetiyle, onuruyla, gururuyla, gücüyle birbirine kenetlenmek… Ben bunu istiyorum. Dışarıdan talimatlarla yönetilen, bağımlı kılınan bir ülke olmak istemiyorum. Bana bunun işaretlerini Cumhurbaşkanım veriyor. Bir ecnebi, ülkeme hakaret ettiğinde, ben de onun gibi dimdik durmak istiyorum. O zaman istedikleri gibi bize tokat atamayacaklarını düşünüyorum. Er ya da geç bugün bana kızanlar, her şey yoluna girip, barış geldiğinde mutlaka “Ya vaktiyle bir Hülya Koçyiğit vardı, elini taşın altına koymuştu, o insanlar o gün iyi ki bu adımları attılar” diyecekler.

“CHP’nin yürüyüşü beni heyecanlandırmıyor”

” Özellikle kendi canlarını yakan bir vakanın üzerine yürümeleri beni heyecanlandırmıyor. Ama ülke adına yaşadığımız bir olaydan sonra Yenikapı buluşması gibi bir toplanma olsaydı, koşturarak oraya giderdim. Ama bugün sadece Enis Berberoğlu için yürüyüp adalet istiyoruz demek eksik geliyor bana. Demokratik haklarıdır, yürüyecekler, adalet isteyecekler. Ona bir şey demiyorum. Ülke adına yaşadığımız bir acının, korkunun ya da dışarıdan bir baskının ardından böyle bir şey yapılmasını isterdim.”

“Cumhurbaşkanımız dualarım sizinle dedi. Çok etkilendim”

“Aylar önce sayın Başbakanımızdan başlatmayı düşündüğümüz bir iyilik hareketiyle ilgili randevu istemiştim. Kendisi “Referandumdan sonra görüşürüz” dedi. Sonra hastalık oldu. Amerika’ya gittik. Telefon çaldı. Sayın Başbakan arıyor. “Pazartesi görüşelim” dedi. New York’ta olduğumu, ameliyat olacağımı anlattım. 15 dakika sonra sayın Cumhurbaşkanımız aradı. Binali Bey’den öğrenmiş. “Bir şeye ihtiyacınız var mı” diye sordu. Dualarını istedim. O kadar içten “Tüm dualarımız sizinle” dedi ki, insan etkileniyor.”