20 Eylül 2017 Çarsamba
Ana sayfa » Mümkün mü Unutmak Güzelim?
Mümkün mü Unutmak Güzelim?

Mümkün mü Unutmak Güzelim?

MÜMKÜN MÜ UNUTMAK GÜZELİM?

Bu hafta, klasik Türk musikimizden bir eserin hikâyesini yazdım; inanın, siz de bu anekdotu uzun süre unutamayacaksınız!..

Evvela, kahramanımız hakkında kısa bir bilgi:

rakim-elkutlu-bestekar

Rakım Elkutlu

İzmirli olan Rakım Elkutlu (1872-1948), klasik Türk musikisi bestekârlarımızdandır. Dini ve ladini (dindışı) musikimizin birçok formunda (ayin, ilahi, semai kâr, durak, şarkı) dört yüz elliye yakın eseri (!) vardır. İzmir Hisar Camii imamlığına tayin edilen ve vefatına kadar bu görevini sürdüren Elkutlu, uzun yıllar İzmir Musiki Cemiyetinin de başkanlığını yapmıştır. Musiki üstatlığı ve din adamlığı yanında çevresi tarafından çok sevilen ve hürmet gören efendi bir kişiliğe sahip olduğu bilinen Rakım Elkutlu’ya, mahalleli, bazı anlaşmazlıkların çözülmesi için de sıklıkla başvurmaktaydı. Hani, bir benzetme yapmak gerekirse yeryüzüne inmiş bir nur parçası gibiydi…

Hülle

Evvela, “hülle”nin ne demek olduğunu anlatayım; çünkü, ileriki satırlarda bu bilgi bize lazım olacak:

 İslam hukuku, kocaya mutlak boşama yetkisi vermiştir. Karısını boşayan biri -prensip olarak belli bir süre geçtikten sonra- aynı kadınla yeniden birleşebilir. “Vazgeçilebilir/cayılabilir talak”la boşanmalarda, yeniden nikâh akdine gerek olmaksızın evlilik devam edebilir yani… Lakin, ilk iki boşanmada bu mümkün olmakla beraber, üçüncüde iş değişmektedir: Eğer bir adam karısını üç defa boşamışsa, aynı kadınla yeniden nikâh kıyabilmesi için kadının bir başka erkekle muteber bir şekilde evlenmesi ve bu ikinci evliliğin boşanma ya da ölümle ortadan kalkmış olması gerekmektedir… Tahmin edileceği gibi, koca ile eski karısı arasındaki bu geçici yasağı ortadan kaldırmaya yönelik bir muamele şekli geliştirilmiştir ahali arasında ve buna da helal kılma, helalleştirme manasında “hulle” denilmiştir (bu bir nevi “hîle-i şer’iyye”dir [şeri çare]) elbette.

 Lafa yekûn tutayım…

Rakım Elkutlu’nun semtinde sözü geçen bir zat, karısını “talak-ı selase”yle (bir kerede üçlü boşama) boşamış ve hemen sabahı da bu kararından dolayı pişman olmuş… Pişman olmuş olmasına da şeriatın kaidesi malum: boşadığı kadın, bir başka erkekle –erkeğin evinde– bir gece nikâhlı kalmak mecburiyetinde!… Düşünmüş-taşınmış ve nihayetinde aklına mahallenin nur yüzlü imamı –musiki üstadı– Rakım Elkutlu gelmiş… “Ben” demiş kendi kendine, “Karımı ancak Rakım Efendiye bir geceliğine emanet edebilirim; nasıl olsa onunla karı-koca muamelesi husule gelmez…”

Pişman koca, üstada durumu anlatmış ve kabul görünce de karısını kendi elleriyle teslim etmiş hüllecinin evine… Sabahı zor etmiş etmesine; ama, Rakım Efendiye itimadı en yüksek seviyede olduğu için, gönül rahatlığıyla almış karısını sabahın erken saatlerinde…

Rüya Gibi, Hülya Gibi…

Bu hadiseden bir-iki ay sonra, Rakım Elkutlu’nun Nihavent makamında bir eserinin İzmir semalarında yankılanmaya başlamasına pek şaşmalı belki de:

mumkun-mu-unutmak-guzelim

Mümkün mü unutmak güzelim neydi o akşam,
Hülya gibi, rüya gibi bir şeydi o akşam;
İçtik kanarak, bir ezeli meydi o akşam,
Hülya gibi, rüya gibi bir şeydi o akşam…

.*.

Evet sevgili okur, eski İzmirlilerden dinlediğim hikâye bu minvalde gelişmiş… Hülle yoluna başvuran kocanın haletiruhiyesi hakkındaysa tek söz etmediler doğrusu?!

rakim-elkutlu-mezari

Hoş kalın!…